2026 yılı için bazı trafik cezalarında artışa gidildi. Ayrıca otomobil modifiye edenlere ve otomobilin orijinalinde olmayan değişiklikleri yapanlara da yüksek cezaların verilmesini öngören bir uygulama hayata geçirildi. Standart dışı plaka takanlar için de çok yüksek cezalar getirildi. Buraya kadar her şey hayatın olağan akışına uygun gelişti. Bundan sonraki olaylar ise bize çok şey öğretti. Üç yıldır dünyanın en yüksek enflasyon rakamları ile yaşayan halkımızın bir kere bile sokaklara dökülerek anayasal güvence altına alınmış protesto hakkını kullandığını görmedik; ama otomobillerine dokunduğumuz anda “arabacı tayfa” sokaklara döküldü, birçok şehirde eylem yaparak yol kapattı, bazı şehirlerde polisle tartıştı. Ülkemizde neler yaşandı, neler gördük; ama hiçbirinde halk sokağa inip eylem yapmadı. Otomobillerine dokunduğumuz anda ise Otomobile Tapanlar Tarikatı'nın müridleri çılgınca sokaklara döküldüler. Bu olay âleme ibrettir ve bize pek çok şey öğretir. Bu olaylar, Otomobile Tapanlar Tarikatı adlı yazımızda ve bu blogdaki diğer yazılarımızda ileri sürdüğümüz bütün tezlerin apaçık ve inkâr edilemez bir kanıtıdır. Neyse, şimdi biraz dalgamızı geçelim.
Otomobile Tapanlar Tarikatı müridleri yeni cezalardan çok şikayetçi olmuş. Ama sizin arabanız var aslanım. Siz bizim gibi bisiklete binen pis faaakirlerden değilsiniz. Siz bizim gibi bisiklete binen itibarsız erkek sürülerinden hiç değilsiniz. Sizin arabanız var, itibarınız var. Adamsınız siz; adam, adam!!! Ayrıca zevkin veresiyesi olmaz. Bedeli olur. Arabaya binmekten zevk alıyorsanız bedelini de ödeyeceksiniz. Ağlamayacaksınız. İnstagram storylerinizde arabanızla çektirdiğiniz mutlu fotoğrafları ve videoları unutmayın. Bunun bir bedeli olacaktı. O araba ile tavladığınız genç, güzel ve bakımlı kadınları bir düşünün mesela... Modifiye edilmiş arabanıza bakarak sizden etkilenen ve size unutulmaz anlar yaşatan o harikulâde kadınları hatırlayın... O muhteşem ses sistemi çalışır vaziyette caddede tak tak vitesi ile ilerlerken size dönen hayran gözleri bir hatırlayın... Hani o "Keşkem benim de böyle bir arabam olsaydı." diyerek size gıpta ile bakan mahzun gözlerden söz ediyorum, evet! Bunun da bir bedeli olmasın mı?
Ah o kalın fontlu gösterişli kişiye özel plakalar yok mu plakalar... Arabaya takınca emsalsiz bir haz yaşatan o kalın plakalar... Kalın, kapkalın, kocaman, koskocaman plakalar… Üzerinde alelade sayılar ve harfler bulunan bir otomobil plakası olmanın çok çok ötesine geçerek eril iktidarın toplumsal alandaki somut bir göstergesine dönüşen koskocaman ve kapkalın plakalar… Sonra bir de arabanın içinde kimin ne iş çevirdiğini dışarıya göstermeyen cam filmleri var. Arabayı günübirlik kiralık ev gibi kullanmanızı sağlayan ve sizi otel masrafından kurtaran verimlilik ve pratiklik abidesi koyu, kopkoyu cam filmleri… Cadde kenarında park hâlindeyken hoplayan zıplayan cam filmli arabalar... Bu zevklerin de bir bedeli olmasın mı? Zubu hahahahahahahaha zuha!!!! Gırgırı bırakalım. Asıl meseleye geri dönelim. Yeni trafik cezalarını da bu cezaları uygulamak için alınan sert önlemleri de sonuna kadar destekliyorum. Herkes kurala uyacak. Burası bir muz cumhuriyeti değil ise “Ben arabama istediğimi takarım, ben arabamla istediğimi yaparım, kimse de buna karışamaz!” diyemezsiniz. Diyebiliyorsanız zaten o ülkede kanun bitmiştir.
Geçtiğimiz günlerde Türkiye'de ekonomi gazeteciliğinin merkez üssü olarak tanımlayabileceğimiz Dünya gazetesinde şöyle bir haber yayınlandı: “Otomobil sahibi olmanın maliyeti, araç trafiğe çıkmasa bile her yıl ciddi rakamlara ulaşıyor. Sigorta, vergi ve bakım giderleri benzinli araçlarda 80 bin TL’den başlarken, elektrikli otomobillerde bu tutar 70-75 bin TL seviyelerinde hesaplanıyor.” Otomobile Tapanlar Tarikatı'nın müridleri için çerez parası bu rakamlar çerez... Otomobilin yıllık maliyeti 250 bin ₺ olsa bile 12 ay oruç tutup, yemeyip içmeyip arabaya masraf yapacak kadar aklını yitirmiş bir kitle var bu ülkede… İlkel çağlarda puta tapan kabileler dahi putları için bu kadar masraf yapmıyordu. Akıl dışılığın boyutlarını bu olgu ile karşılaştırabilirsiniz.
Yerel bir gazetede şöyle bir habere rastlıyoruz: Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı motorlu kara taşıtları istatistiklerine göre Çorum’da trafiğe kayıtlı araç sayısı 226 bin 928’e ulaştı. Bu da Çorum'da her iki kişiden birinin motorlu araca sahip olduğu anlamına geliyor. Çorum'un toplam nüfusu 500 bin civarında. Neredeyse her iki kişiden birinin motorlu aracı var. Bakınız İzmir değil, İstanbul değil, Ankara değil; Çorum!!! İç Anadolu'daki bir küçük şehirde durum böyle. Çankırı'da da durum aynı, orada da her iki kişiden birinin motorlu bir aracı var.
Ülkemizin az gelişmiş şehirlerinde bile motorlu araç tutkusu almış başını gitmiş. Çorum ve Çankırı'nın şehir merkezlerinin bir ucundan diğer ucuna yürüyerek 45 dakikada gidersiniz, buralar o derecede küçük şehirler olmasına rağmen vatandaş kent içi ulaşımını bisikletle ya da yürüyerek karşılamıyor. Otomobile biniyor. Otomobil bir yatırım aracı değil. Bunu defalarca anlattık. Otomobili bir ihtiyaç olarak görenlere ise bu tabloyu gösterelim. Bir ucundan diğer ucuna yürüyerek 45 dakikada geçilebilen bir şehirde otomobil nasıl bir ihtiyaç olabilir? Ortalama dört kişilik bir ailenin iki otomobili var. Büyük şehirde olsa bu durum anlayabilirim; ama Çorum ne alâka, Çankırı ne alâka? Bağa, bahçeye gidiyoruz kardeşim derseniz bu amaçla kullanımda bile bir aileye bir otomobil gayet yeter; ama ikincisini niçin aldınız?
Dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyoruz: Türkiye'de otomobil bir yatırım aracı değildir, ihtiyaç değildir; itibar aracıdır, saygınlık göstergesidir. Kadınlar için otomobilsiz kadınlara nispet yapma aracıdır. Erkekler için ise ikinci bir tenasül organıdır. Türkiye'de otomobili olmayan bir erkek eksik bir erkektir. İsveç’te, Norveç'te, Danimarka'da Hollanda'da kadınlar eksi derecelerde bile kar ve buz üstünde dahi işe bisikletle gidip geliyorlar. Bu ülkelerin hepsi millî gelir açısından bizden oldukça ileri ülkeler, zengin ülkeler. Elin kadını onca zenginliğin içinde bile bisikletle işe gidip gelsin... Bizde asgarî ücretli çalışan kadınlar bile işe otomobil ile gidip geliyor... Zengin olanları ise işe 2 bin motorlu jeeplerle gidiyor. İşe arabayla gidiyorlar; ama zayıflamak için Hint fakiri diyeti yapıyorlar. Bu ne yaman çelişki böyle?! Elin kadını bisiklete bindiği için çok fit ve kaslı. Bizim kadınlar da zayıflayacağım diye brokoli kemirsinler, sıfır karbonhidratlı diyet menüleri ile koyun gibi otlayarak beslenmeye çalışsınlar… Anlamakta zorlandığımız bir konu daha işte!
Bu sosyolojik algıların tamamı bizi "Otomobile Tapanlar Tarikatı" olgusuna götürüyor. Açıklanan her yeni istatistik veri, her yeni araştırma, yaşanan her toplumsal olay "Otomobile Tapanlar Tarikatı" tezimizi güçlendiriyor.
https://www.dunya.com/sektorler/otomotiv/yerinde-sayarak-para-yiyor-otomobilde-sadece-sahip-olmanin-maliyeti-belli-oldu-haberi-813764?fbclid=IwVERDUAQqCGVleHRuA2FlbQIxMABzcnRjBmFwcF9pZAwzNTA2ODU1MzE3MjgAAR4h1mv-QWt-Jw4cmmZmPYYvp7rZbfCtx3t5cgnqIY4ID1I7LqaBEtWvfGRX7Q_aem_WjYwwA2YztzBSUXhHCc_1g
https://www.corumhaber.net/corumda-her-2-kisiden-birinde-motorlu-tasit-var

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder