18 Temmuz 2020 Cumartesi

MEHMET BÜYÜKARI - SON RAMPA / ALİ HÜRYILMAZ KİTABI 

Geçmişini bilmeyenin geleceği olmaz. Geçmişine saygı duymayanın saygı duyulacak bir geleceği de olmaz. Türk bisikletine geçmişte emek vermiş abide şahsiyetleri tanımadan Türk bisikletinin geleceğini inşa edemeyiz. Türk bisiklet sporuna emek vermiş kişilerin sergüzeştini öğrenmeden günümüzdeki sorunlara çözüm bulamayacağımız apaçık ortada. 1930'lardan günümüze kadar süregelen Türk bisiklet geleneği içinde sele üzerinde acı çekmiş, milli formayı terletmiş her kim varsa doğrusuyla, yanlışıyla bizimdir, bizim geleneğimizdir. Onların doğrularından da hatalarından da öğreneceğimiz çok şey olacak.

Bisiklet sporunun günümüzdeki durumuna bakarak konuşmak gerekirse geçmişte yapılan hatalardan ders almadığımız ortadadır. Geçmişte yaptığımız hataları aynen tekrarlamaya devam ediyoruz. Geçmişte Türk bisiklet sporunu yücelten hangi uygulama varsa hızla yürürlükten kaldırıyoruz. Türk bisiklet tarihine dair ne okusam hep aynı kısır çekişme hikâyeleri çıkıyor karşıma. Devrecilikten, bölgeciliğe; adam kayırmalardan, aklın ve bilimin reddine kadar her türlü konuda kısır çekişmeler organize edebilme yeteneğimiz Türk bisiklet sporunun da tarihini lekeliyor maalesef. Günümüzde dünya bisiklet arenasında Türk bisikletinin esamesi okunmuyorsa bunun sebebini geçmişimizde aramalıyız. Çünkü bu kadar bozuk bir düzen 10 yılda inşâ edilmiş olamaz. Bu kadar çarpık bir yapı inşâ edebilmek için en az yüz yıl ister.

Türk bisikletinin efsane isimlerinden biri Ali Hüryılmaz! Yaşam macerası ile de büyük bir insan aynı zamanda. Anavatanın dışındaki Türklerin yaşadığı sıkıntıların tamamını daha çocuk yaştayken çeken, acıların koynunda ana sütü yerine zehir içerek büyüyen bir çocuk Hüryılmaz! Anavatana, hürriyetine kaçmak yerine, onun kimliğini ve kişiliğini reddeden bir ülkede yaşamaya katlanabilme onursuzluğunu kabullenebilmiş olsaydı zamanının en büyük bisikletçilerinden biri olarak dünya bisiklet tarihine adını altın harflerle yazdıracaktı. Ama o kolay olanı değil, zor olanı seçti. Büyük bedeller ödemeyi de göze alarak Türklerin hür yaşadığı ülkemize iltica etti. 

Bu hayat hikâyesinin devamını Mehmet Büyükarı'nın kaleme aldığı Son Rampa adlı kitabından okumalısınız. Zira o benden daha akıcı ve daha etkileyici bir biçimde anlatıyor Ali Hüryılmaz'ın hayat hikâyesini. Ali Hüryılmaz kimdir, neler yapmıştır, Türk bisiklet sporuna nasıl hizmet etmiştir, ülkemizde bu sporu geliştirmek için kimlere karşı hangi mücadeleleri vermiştir, niçin ötekileştirilmiştir, hangi sebeplerden ötürü en formda olduğu dönemde bisiklet sporunu bırakmak zorunda kalmıştır? Hepsinin cevabı bu anıtsal kitapta! Bu kitabı okumadan yarış koşmaya kalkmayın. Pişman olursunuz. Bu kitabı okumadan ortamlarda bisiklet sporu yapıyorum demeyin, Ali Hüryılmaz adını bilmediğiniz için rezil rüsva olursunuz.

Öyle elinizde kahveyle çayla falan okunacak bir kitap değil bu. 160 sayfa nerede başlıyor nerede bitiyor bilemiyorsunuz. Bisikletçi yaşam öyküsü müdür, soğuk savaş polisiye romanı mıdır, yoksa çoksatar tarzı bir gerilim hikâyesi midir anlayamıyorsunuz. İlk okumanızda elinize aldığınız kahve ya da çay bir yudum dahi alamadan bardakta soğuyacak. İlk okumada yanınıza bunları alıp da israf etmeyin, tavsiye etmiyorum. İkinci okumanızda ise elinize bir kalem alıp önemli yerlerin altının çizilmesi gerektiğini anlıyorsunuz. Ali Hüryılmaz'ın not defterine kaydettiği parçalar her bisiklet sporcusunun hayat mottosu yapabileceği ilkeler içeriyor. İkinci okumada durup düşünüyorsunuz, sorgulamaya, eleştirmeye, çarpık olanın yerine daha iyisini koymaya yönelik yapıcı fikirler üretmeye başlıyorsunuz. Bu kitabı okurken bisiklet sporunun geçmişi ve geleceği üzerine düşünmek zorunda kalıyorsunuz. Kitap içeriğiyle, yazar ise üslubuyla sizi bunun üzerine düşünmek zorunda bırakıyor zira!

Türkiye'de hiçbir başarı cezasız kalmaz. Ali Hüryılmaz'ın yaşam öyküsünde bunun bir kere daha kanıtlanmış olduğunu görüyoruz ve kahroluyoruz. Ülkemizin harcanmış yetenekler ülkesi olmaktan çıkacağı günleri hasretle bekliyoruz. Bu bekleyiş edilgen bir bekleyiş değil, olmamalı! Ali Hüryılmaz gibi yanlışa yanlış diyebilenlerin yaşam öyküsünden ibret almalıyız. Susarak değil, onurumuzla savaşarak mücadele etmeliyiz. Bisiklet sporunu ayaklar altına alanlara karşı bu sporu yüceltmek için mücadele ederken, azmimizi ve kararlılığımızı Ali Hüryılmaz gibi Türk bisikletinin efsane kişiliklerinin yaşam öyküsünden almalıyız. 

Bugün ülkemizde 1000 kişi ile gran fondolar koşuluyor. Bu veri, bisiklet sporunun ülkemizde ulaştığı gelişmişlik düzeyinin bir göstergesi olarak sunuluyor bizlere. Bisiklet sporuyla ilgili paylaşımlar yapılan sosyal medya grupları on binlerce kişiye ulaşıyor. Böyle bir "gelişmişlik ortamında" bisiklet sporuyla ilgili bir kitabın bir yılda en az iki baskı tazelemesi gerekir. Bekleyip göreceğiz. Mehmet Büyükarı'nın Son Rampa adlı romanı ikinci baskısını ne zaman görebilecek? Benim pek umudum yok; ama bütün samimiyetimle söylüyorum ki bu öngörümde yanılmak istiyorum. İnşallah, bisiklet camiası denen her neyse artık, bu kitaba gerektiği ilgiyi gösterir. Ali Hüryılmaz ile aynı kaderi paylaşan Naim Süleymanoğlu'nun filmi milyonlarca kişi tarafından izlendi. Ali Hüryılmaz kitabı da binlerce kişi tarafından okunur diye umuyorum. Ummak istiyorum. En azından bisiklet sporuna başlamaya niyet eden genç çocuklar okusa yeter. Nasıl bir geleceksizlik ile karşı karşıya kalacaklarını bu kitaptan öğrenerek bu spora başlamış olurlar. Yok yok, gençler kesinlikle okumasın bu kitabı. Ali Hüryılmaz geleneğinden nasiplendikleri için birilerinin gözüne batarlar, sonra usulsüz ve haksız disiplin cezalarıyla terbiye edilirler. Gizli gizli okusunlar. Okuyup da çaktırmasınlar.

Ali Hüryılmaz yaşıyor. Siz "Öldü de kurtulduk bu aykırı sesten." diye düşünüyor olsanız da yaşamaya devam edecek. Onun hatırasına saygı gösteren vefalı bisikletçiler tarafından adı ve mücadelesi gelecek kuşaklara bir ibret hikâyesi olarak aktarılmaya devam edecek. Vefa'nın sadece bir semt adı olmadığını kanıtlayan, bu toprağın yetiştirdiği soylu onurlu bisiklet adamlarının çabasıyla Ali Hüryılmaz adı unutulmayacak. Çünkü tarihi silemezsiniz, çünkü tarih kâğıt ve kalemle değil; kan, ter, gözyaşı ve mücadele ile yazılır. Ali Hüryılmaz'ın hayat hikâyesinden öğrendiğimiz sarih gerçek budur. Bizden sonraki kuşaklara akatacağımız mücadeleci geçmiş de bu olacaktır.

Emeğine sağlık Mehmet Büyükarı! Yüreğine sağlık vefalı yoldaş Mehmet Gönenç! İyi ki varsınız. Vefa'nın bir semt adı olmadığını kanıtladığınız için sizlere sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Ali Hüryılmaz'a ne mutlu ki sizin gibi dostlar biriktirebilmiş. Ne diyor Ömer Hayyam? "Dost ile içilen şarap helâldir / Puşt ile içilen su bile haram!"