Bisiklette marka olayı abartılıyor mu? Doların fişeklemesiyle birlikte yerli bisiklet markaları ile yabancı bisiklet markaları arasındaki fiyat farkı kapatılamaz bir biçimde açılınca üst segment bisiklet kullanıcılarının aklında deli deli soru işaretleri belirdi. Bu deli deli sorularından biri de bu maalesef. Aslında marka olayı abartılmıyor. Mesele tam anlamıyla bir bütçe meselesi. Sadece marka olayını bir saygınlık ve elitlik göstergesi olarak ortaya koyan birtakım sonradan görme bisikletçiler yüzünden mevzu uzadıkça uzuyor. Bisiklet kültüründen nasibini almamış bu hödük tipler yüzünden oturup yazı yazmak zorunda kalıyoruz biz de. Delinin biri kuyuya taş atmış, kırk akıllı gelmiş, çıkaramamış!
31 Ocak 2021 Pazar
BİSİKLETTE MARKA OLAYI ABARTILIYOR MU?
Bisiklette marka olayı abartılıyor mu? Doların fişeklemesiyle birlikte yerli bisiklet markaları ile yabancı bisiklet markaları arasındaki fiyat farkı kapatılamaz bir biçimde açılınca üst segment bisiklet kullanıcılarının aklında deli deli soru işaretleri belirdi. Bu deli deli sorularından biri de bu maalesef. Aslında marka olayı abartılmıyor. Mesele tam anlamıyla bir bütçe meselesi. Sadece marka olayını bir saygınlık ve elitlik göstergesi olarak ortaya koyan birtakım sonradan görme bisikletçiler yüzünden mevzu uzadıkça uzuyor. Bisiklet kültüründen nasibini almamış bu hödük tipler yüzünden oturup yazı yazmak zorunda kalıyoruz biz de. Delinin biri kuyuya taş atmış, kırk akıllı gelmiş, çıkaramamış!
4 Ocak 2021 Pazartesi
BİR FOTOĞRAFIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ...
30 Aralık 2020 Çarşamba
BİSİKLET YOLLARI ÜZERİNE VOL 2!
BİSİKLET YOLLARI NE İŞE YARAR?
Bir önceki yazımızda insanların bisiklet yolu yapıldığı için bisiklete binmeye başlamayacağı, bisiklet kullanan insan sayısı arttıkça bisiklet yollarının yapılmasının bir ihtiyaç haline geleceği tezini uzun uzun yazarak anlattık. Şimdi de bisiklet yollarının ne işe yarayacağını uzun uzun anlatacağım.
Bisiklet yolları yapılınca insanlar birden bisiklete binmeye başlamayacak! Öyle bir sihirli değnek değil bisiklet yolları. Yıllardır işine, okuluna, çarşıya, pazara kişisel motorlu aracını yahut toplu taşımayı kullanarak giden insanlar bisiklet yolunu görünce uhrevî bir aydınlanma yaşayıp şimdiye kadar ne kadar saçma bir iş yaptıklarını şıp diye anlayarak bisikletli ulaşıma başlamayacak. Beyaz yakalı kardeşlerimiz bisiklet yolları yapıldı diye Ferrari'sini Satan Bilge misali arabasını satıp bir bisiklet alarak ofisine gitmeyecek. Mesai dâhil 12 saat çalışıp evine ekmek götürmeye çalışan işçi kardeşimiz o yorgunluğun üstüne bedava iş yeri servisiyle evine gitmek yerine bisikletle eve gitmeyecek. Okul, etüt merkezi, DYK kursu, özel ders arasında mekik dokuyan ortaokul ve lise öğrencileri bu temponun içine sos olarak bisikletli ulaşımı da ekleyerek çektikleri acıya tatlı bir dokunuş yapıp mazoşizmin doruklarında kendinden geçmeyecek. Burs yahut öğrenim kredisiyle geçinmeye çalışıp haftada en az üç gün noddle ile beslenmek zorunda kalan üniversite öğrencisi kardeşlerimiz bisiklet yolları yapıldı diye aç karnına kendilerini bisiklet yollarına vurmayacak. Çocuğuna en küçük bir zarar gelmesin diye çabalamaktan paranoyak hâle gelen geneksel Türk anneleri çocuklarını da yanlarına alarak günlük ihtiyaçlarını karşılamak için bisiklet yollarını doldurmayacak. Bunların hepsi uzun bir zaman gerektiren planlı bir eğitim ve propaganda süreci sonunda mutlaka olacaktır; ama bir anda gerçekleşmeyecektir. Bisiklet dernekleri ve topluluklarının fantastik beklentileri nesnel gerçekliğin sert duvarlarına çarpa çarpa parçalanacak. Göreceğiz.
Bisiklet yolları bir ihtiyacı karşılamak için yapılır. Soruyorum. Mevcut hâliyle bisiklet yolları hangi ihtiyacı karşılıyor? Soruyorum, mesela mesailer dâhil günde 12 saate yakın çalışan bir fabrika işçisinin hangi derdine derman oluyor? Motosikletin bile motorlu araçtan sayılmadığı bir kültürde motorlu araç sürücülerinin bisiklete saygı duymasına ne tür bir katkısı olacak? Soruyorum, şehrin bütün ana caddeleri baştanbaşa bisiklet yolu ile donatılsa insanlar arabalarını bırakıp yaz kış işe, çarşıya, pazara, okula bisikletle mi gidecek? Şehrin bütün caddeleri bisiklet yolu ile donatılsa o yolları dolduracak kadar bisiklet kullanıcısı var mı sizin şehrinizde? Kendi öz gücünüzle bisikletli bir yaşam kurmaya çalışmak yerine pabuççu muştası gibi bir yan kuvvet (belediye) kullanarak amaçlarınıza ulaşmak, yani kaçak güreşmek, size yakışıyor mu? Hani nerede metropollerde her gün düzenli olarak bisiklet kullanan binlerce bisikletli? Her sabah kahvaltısının yaptıktan sonra bisikletine atlayıp işine gitmeye çalışan binlerce kişi nerede? Bini bırakalım, yüz kişi nerede? Neredesiniz bisiklet dernekleri ve toplulukları? Sizi göremiyoruz! Sizler her sabah yollarda olsanız bile trafikteki bisikletli oranı toplumsal areneda sizi görünür kılmaya yetmiyor.
Son soruya dikkat edin. İşte o soru "Bisiklet yolu ne işe yarar?" sorusunun asıl yanıtını içinde barındırıyor. O bisiklet yollarını dolduracak kadar bisiklet kullanıcısı sizin şehrinizde olsa zaten bisiklet yolları ne işe yarar diye oturup tartışmak zorunda kalmayacağız. Bisiklet dernekleri ve topluluklarına sesleniyorum. Aynaya bakın, bu acı gerçekle yüzleşin artık. Bisiklet yolu talep edecek kadar geniş bir halk tabanına sahip değilsiniz. Şehrin normali değil marijinalisiniz. Şehrin normali motorlu araç kullanarak günlük ihtiyaçlarını karşılamak iken tabii ki daha fazla araç yolu talep edilecek? Ne bekliyorsunuz? Öyle haftada birkaç etkinlikte bir araya gelerek beş on kilomatre bisiklet sürmekle olmuyor bu işler. Kaçınız her gün işe bisikletle gidip geliyor? İşe bisikletle gidip gelen bisikletçiler, size sesleniyorum, kafanızı deve kuşu gibi kuma gömmeyin: "Siz kaç kişisiniz?" Yerel seçimlerde kaç oyunuz var? Bisiklet kültürünün yarattığı ekonominin şehrin ekonomik gelirlerine oranı nedir? Bir çırpıda "Tiz vakitte bu cadde-i kebire tarik-i velosiped yapıla!" diye ferman buyurduğunuz caddelerin esnafına ayda kaç lira kazandırıyorsunuz? Bisiklet yolu talep ettiğiniz şehirde o yıl bisiket turizminden kaç milyon dolar döviz girdisi sağlanmış? Ne oldu? Sustunuz. Sesiniz gelmiyor. Sizi duyamıyorum.
Bisiklet yolları bizim bisiklet derneklerimiz ve topluluklarımızın iddia ettiği gibi bisikletli yaşamın gelişiminde bir sihirli değnek etkisi yaratmayacak. Tabii ki önceki duruma göre göreceli bir iyileşme sağlayacak; ama o yola yapılan maddî harcamayı rasyonelleştirebilecek oranda bir sosyal fayda da yaratamayacak. Uygulamalardan öğrendiğimizle konuşuyoruz. Kadıköy'de çarşı içine yapılan bisiklet yolları ne oldu? Bağdat Caddesi'ndeki bisiklet yolunun akıbeti nedir? İzmir Alsancak'a yapılan (Vasıf Çınar Caddesi) bisiklet yolu nerede? İzmir'de Karşıyaka-İnciraltı körfez yolunun bağlantı noktaları ne zaman yapılır? Antalya'da şehir içindeki bisiklet yolları geçen yerel seçimden sonra kimseye haber verilmeden bir gecede nasıl söküldü? Cumhuriyetin başkenti Ankara'da bir kilometre bisiklet yolu neden yok, neden bu güne kadar bir kilometre bile yapılmadı? Çorum'da, Recep Tayyip Erdoğan Caddesi'nde, bisiklet yolları yönetmeliğine uygun bir biçimde dünya standartlarının da ötesinde bir işçilikle yapılan yeni bisiklet yolundan günde kaç bisikletli geçiyor? Yapıldıktan sonra kullanılmadığı için kaldırılan bisiklet yolları listesi uzar gider. Kısa kesiyorum.
Bisiklet yolu bir ihtiyaç olduğu vakit yapılır. İhtiyaç doğmadan yapılan, yahut yapılacak olan yatırım ölü yatırımdır. Yıllardır Türkiye'de bisiklet yolu yapacağız diye milyonlarca lira çöpe atılıyor. Bisiklet yolları yönetmeliğine uygun olmayan ve hiçbir ihtiyacı karşılamaya hizmet etmeyen bisiklet yolu yatırımları yüzünden daha verimli yatırımlarda kullanılması gereken milyonlarca lira israf ediliyor. Ülkemizde bisiklet kültürü her geçen gün bir adım daha geriliyor. Kim demiş bisiklet kullanımı artıyor diye? TÜİK yalan mı söylüyor? Her geçen gün şehirlerde motorlu araç sayısı artıp duruyor. Ulusal gazetelerin ekonomi sayfalarında tam sayfa gövde gösterisi yapar gibi üretim ve satış rekorları kırdıklarını iddia eden motorlu araç üreticileri yalan mı söylüyor? Hadi onlar yalan söylüyorlar diyelim, her sene benim TOFAŞ hisselerinden aldığım temettü geliri niçin artıyor? İnsanlar kredi çekip ikinci arabalarını alıyor. Havanın güzel olduğu zamanlarda bile işe bisikletle gitmek yerine motorlu aracını kullanıyor. Türkiye'nin mevcut nesnel koşullarda acil ihtiyacı daha fazla motorlu aracı daha hızlı bir şekilde hareket ettirebilecek düzeyde geniş caddeler ve bulvarlardır. Sabahtan akşama kadar akmayan trafikte saatlerini heba eden milyonlarca insanın şehrin yönetiminden tek talebi daha hızlı akan bir trafiktir. Acı gerçek budur. Bununla yüzleşmek zorundayız.
Bisiklet yolu ne işe yarar? Sözgelimi 250 bin nüfuslu bir şehirde her sabah 10 bin insan işe bisikletleriyle gidip gelmeye başladığında çok işe yarar. Yüz kişi bisiklet kullanacak diye yapılan bisiklet yolunun yarayacağı tek şey belediye, esnaf, halk, bisikletliler hattında yüksek gerilim yaratmaktır. Şimdiye kadar yapılan uygulamaların sonuçlarından görüyoruz ki ana caddelere ulaşım amaçlı olarak yapılan bisiklet yolları, yolu yapan belediyeye düşman kazandırmak dışında bir işe yaramıyor. Haa unuttum, bir de o yolu yaptırmak için sosyal medya araçları üzerinden yapılan kampanyalarla belediyeler üzerinde baskı kuran bisiklet dernekleri ve topluluklarına yönelik yoğun bir halk tepkisine neden oluyor. Sonuç? Halkı tarafından dışlanan bisikletliler hızla marijinalleşiyor ve içinde yaşadığı halka yabancılaşıyor. Bisiklet yollarına karşı olan kitleleri görünce "Bu halktan bi cacık olmaz kardeşim!" kafasına ulaşan bisikletliler, insanları bisikletli yaşama ikna etmek için teşvik edici faaliyetler yapmak yerine içinde yaşadıkları halkı bisiklet konusunda çok cahil olmakla suçlayıp bir kenara çekiliyor.
Bisikletli yaşamı şu anda içinde yaşadığınız şehrin insanlarıyla inşa edeceksiniz. Şehre dışarıdan bisikletli yurttaş ithal etmek gibi bir seçeneğiniz varsa tabii o ayrı! Ver oradan abime her gün işe bisikletle gidip gelen beş bin Hollandalı!!!! Yok böyle bir şey. Bugün bisiklet yoluna karşı şiddetle muhalefet eden esnafı kazanacaksın, bisiklet yolu yüzünden caddede aracını park edecek yer bulamayan semt sakinini kazanacaksın, bisikleti bir çocuk oyuncağı olarak gören geniş halk kitlelerini kazanacaksın. İçinde yaşadığın şehri "bisiklet şehri" yapmak istiyorsan içinde yaşadığın şehrin insanlarını bisikletli yaşama kazanacaksın. Şehrinde bisiklete binmeyi bilmeyen ev hanımlarına bisiklet kursu açıp yüzlercesine bisiklet kullanmayı öğretmeden bu insanlar niye bisiklet sürmüyor diye ağlamayacaksım. Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun efsanevi romanı Yaban'ın son bölümünde kullandığı o acımasız cümleyi biraz değiştirerek soralım şimdi: "Ey aydın Türk bisikletçisi!!!! Bisikletli yaşam konusunda bir çölü andıran bu toprakları geliştirmek için şimdiye kadar ne yaptın? Ne ektin ki ne biçeceksin!" Öyle "Ben yol yaptım, hadi sürün durun gaari!" demekle olmuyor, görüyoruz. Bisiklet yolu yapmadan önce o yolda bisiklet sürecek insanı kazanacaksın. Başka türlüsü gülünç oluyor çünkü.
Gerçekçi olacaksın. Olmazsan Sivas'a demiryolu hattı yapıldığında bunu kutlamak için halka klasik müzik dinletirsin, o konserden çıkan halk da "Sivas Sivas olalı böyle zulüm görmedi." diye cevap verir. Üzerinden tren geçmiş gibi olursun. Klasik müzikten zevk almayı öğretmediğin kitlelere zorla klasik müzik dinletirsen zulüm olur tabii. Bisiklet kullanmayı öğretmediğin, bisiklet kullanmaktan zevk almayan kitlelere size bisiklet yolu yaptım, haydi sürün demek de zulümdür. 1930'ların Sivas'ında klasik müzik konseri - o dönemdeki mevcut nesnel koşullarda- olmaz; ama on numara Âşıklar Bayramı yapılır. (Ahmet Kutsi Tecer yaptı.) 2020'nin nesnel koşullarında ana caddelerde bölünmüş bisiklet yolu olmaz; ama on numara "paylaşımlı bisiklet yolu" olur, on numara "motorlu araç sürücüleri için bisikleti fark et kampanyası" olur. Emeklemeden koşulmaz. Emeklemeden koşmaya kalkan maceraperestler, kafalarını nesnel gerçekliğin sert duvarına vura vura hakikati öğrenirler.
Bu yazı burada biter. Bir sonraki yazıda başarılı bisiklet yolu uygulamalarından örnekler vererek mevcut nesnel koşullarda bisiklet yolu ihtiyacının nasıl karşılanması gerektiğini konuşacağız.
26 Ağustos 2020 Çarşamba
PAUL FOURNEL - BİSİKLETE ÖVGÜ
Dünyada durumlar böyleyken ülkemizde nasıl olacağını tahmin etmek zor değil. Ülkemizde bir yılda bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar bisiklet kitabının basıldığını düşünürsek bunların kaç tanesinden edebî bir haz alabileceğimizi siz düşünün. Olur da bir gün herhangi bir yayınevi editörü mebzul miktarda kâğıt israf ederek basacağı bir bisiklet kitabıyla keyfî zarar etmeyi gözüne kestirebilirse yazınsal içerik ve bisikleti aynı bağlamda bir kitap bütünlüğünde okuma şansına erişiyoruz. İşte o zaman bir Sezen Aksu şarkısındaki gibi "belki şehre bir film gelir, bir güzel orman olur anılarda".
Ülkemizde sadece bisiklet kitapları yayımlayan bir yayınevi var. Gereken ilgi ve desteği göremese de inatla ve inançla bisiklet kitapları basmaya devam ediyorlar. Şimdilik sadece çeviri kitaplar yayınlıyorlar. Bisikletçilerin ilgi ve destekleriyle ileride bir gün telif kitaplar da basabilecek bir seviyeye gelebilir belki diye umutlanmak istiyorum. "Ahan da reklama başladı şimdi." demeyin. Yayınevi ile uzaktan yakından bir alakam yoktur. Yayınevi ile uzaktan yakından alakası olan kimseyi de tanımıyorum. Yayınevi ile uzaktan yakından alakası olan kimselerin de beni tanımadığını düşünürsek durumlar daha net bir biçimde anlaşılabilir. 😂 Bisiklet kitabı basan bir yayınevine ortak olmacak kadar finansal okuryazarlığım vardır. Parayı ekseriyetle düzenli temettü dağıtan şirketlerin borsada işlem gören hisselerine yatırıyorum. En sevdiğim renk de sarıdır, anladınız siz onu! 😉
Zebraska Yayınları'nın adını mutlaka duymuşsunuzdur diye düşünüyorum. Duymadıysanız "Ulen bir de bisikletçiyim diye geçiniyorsunuz, daha bisiklet kitapları basan bir yayınevinin varlığından haberiniz yok, ne ayaksınız oğlum siz!" diye size ayar vermek istemiyorum, ısrar etmeyin lütfen, bu aralar tam bir sevgi pıtırcığı kafasındayım. Hayırlara vesile olsun inşallah. Her neyse, bilmiyorsanız öğrendiniz, adı Zebraska olan ve bisikletle ilgili kitaplar yayımlayan bir yayınevi var, öğrendiniz, geçelim... Bu kadar mı? Değil tabiî. Dandirik bir fondoya bin kişinin katıldığı "yalnız ve güzel ülkem"de Zebraska'nın bastığı ilk kitap bile ikinci baskıyı göremediyse ayar verme ve atarlanma konusunda biraz haklı olabilirim gibi geliyor bana... Yok yok, kızmayacağım. Bu aralar sevgi pıtırcığıyım ben. Çıldırmıycam.
Zebraska Yayınları edebî bir derinliği olan bisiklet kitapları basıyor. Bastığı son kitap, Fransız edebiyatının nev-i şahsına münhasır yazarlarından biri olmasının yanı sıra "obsesif kompulsif cyclist" seviyesinde bisiklete tutkun biri olarak tanımlayabileceğim bir yazar olan Paul Fournel'in Bisiklete Övgü adlı kitabı! Dünyada bisiklet literatürünün kült kitaplarından biri olarak kabul ediliyor. Zebraska bu kitabı yayın takvimine almamış olsaydı muhtemelen bir elli yıl daha Türkçeye çevilmesini ve basılmasını bekleyebilirdik. Diğer kitapları okumak için elli yıl beklemek istemeyen bisiklet tutkunları şimdi İngilizce ve Fransızca öğrenmeye başlayabilir. 😂 Yılda en iyi ihtimalle iki kitap basabilecek bütçeye sahip olabilen bir yayınevi diğer kitapları kaç yılda çevirtip basabilir sizce? Matematiği iyi olan parmağını kaldırsın. Bilemedim, sus otur!!! İngilizce ya da Fransızca öğrenmek daha kısa sürer kesinlikle.
Gırgırı bırakıp kitaba dönelim. Yazar kısa kısa bölümlerde bisiklete dair genel konularla ilgili nesnel ve özgün fikirler ortaya koyarak bisiklet kültürüne etkin bir giriş yapıyor. İşi orada bırakmıyor. Kişisel bisiklet yaşantısından damıttığı pratikten hareketle çoğu bisikleçinin defalarca yapmış olmasına rağmen yaparken farkında olmadığı ayrıntılara parmak basıyor. Küçük ve etkili hikâyelerle anlatmak istediği konuya olan ilgimizi diri tutarken diğer taraftan biz farkında olmadan bisiklet kültürünün temel bilgilerini irdeliyor, çaktırmadan bisikletin propagandasını yapıyor. Sessiz ve derinden akan bir ırmak gibi körpe zihinlere bisikletizm ideolojisini zerk ediyor. Bisiklete Övgü, inanılmaz derecede akıcı bir kitap. Başlıyorsunuz ve bitiyor. Bir program dâhilinde bitirmek zorunda olduğunuz bir işi yaparken bu kitabı okumaya başlamanızı tavsiye etmiyorum. Zira kitaba başladıktan sonra kitabı bitirmeden işinize geri dönemeyeceksiniz. Efendime söyleyeyim, benim uzun ve sıkıcı yazılarım gibi değil. Adam yazdığını keyifle okutmayı iyi biliyor. Azıcık sürtüneyim, belki bana da bulaşır. 😊
Genellikle bir kitabı ilk defa okurken elime kalem alıp önemli yerlerin altını çizmek gibi bir alışkanlığım yoktur. Bunu ikinci okumada yapıyorum. Çoğu zaman ikinci bir okumayı hak edecek bir içerikle karşılaşmadığımı düşünürsek okurken kaleme pek de ihtiyaç duymadığımı söyleyebilirim. Bisiklete Övgü'nün ilk okuması sırasında elime kalem almamak için kendimi zor tuttum. İkinci okumanın sonunda ise mebzul miktarda altı çizilmiş cümle ile neredeyse kitabın yarısını kömür karasına buladığımı fark ettim. Bu kitabı tanıtan diğer yazarlar gibi spoiler vermeyeceğim. "O cümleler nasılmış acep?" diye meraklanan arkadaşları memnun edemeyeceğim. Kusura bakmayın. O duvarlara yazılası özlü sözlerden birkaçını okumak için bu kitabı satın alacaksınız sevgili kardeşlerim. Yok öyle bedavadan edebî haz! Ne kaaa ekmek o kaaa köfte!
Paul Fournel'in Bisiklete Övgü'nün adlı kitabı okuyana yazınsal estetik haz vaat eden bir bisiklet karnavalı. Edebî bir bisiklet panayırı! İçinde bisiklette dair küçücük bir sevgi ve ilgi parçacığı taşıyan herkese okurken ve okuduktan sonra unutulmaz deneyimler yaşatmayı garanti ediyor. Bisiklete bir şekilde başlayan herkesin okuması gereken bir kitap. Bisiklete başlatmak isteyeceğiniz herkese okutmak isteyeceğiniz bir kitap. Bisiklete olan inancınızı diri tutmak için dönüp dönüp okumanız gereken bir kitap. Bisikletçinin "başucu" değil "başiçi" kitaplarından biri Bisiklette Övgü!
Bu kitabı okuyun. Okuyun ki bir dönem profesyonel bisikletçilik yapmasına rağmen sonradan bisiklete olan inancını yitirenlerden olmayın. Bisiklete Övgü'yü okuyun ki Zeki Müren bisikletine binerek futbol maçı izlerken çektirdiği fotoğrafını sosyal medyaya koyan bisikletçilerden olmayasınız. Nokta.
Kitabı satın almayı istiyorsanız aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz.
https://zebraska.com.tr/urun/bisikleteovgu/